8 Ekim 2014 Çarşamba

Bir Deniz Hikayesi...






      Sonu başlangıcından beterdi. Oysa ki Nasıl da inandırmıştı kendini her şeyin iyi olacağına, gece aşırı yatağında yatmaya uzanırken kendi yarattığı yıldızların gerçek olduğuna. Öyle ki çoğunluğun aksine yaşadığı hüzün gece değil gündüze aitti. Uykuya yatarken ya da yatağında sabahı beklerken dünya sanki onun için dönüyormuş da gün başlarken kendi yarattığı yıldızların tavandan silinip kaybolması nefes almasını imkansız hale getiriyormuş gibiydi.  Güneş yaşadığı kıtaya diğer insanların yolunu aydınlatmak için yüzünü gösterirken onun yolunu kesiyor, yaşamasına izin vermiyordu. İnandığı tek tanrı güneşe aitti.  Çünkü inanç için temel unsur yalvarmaktı ve o her gecenin güne gebe olduğu zamanlarda güneşin tanrısına gebermesi için yalvarıyordu. Tuhaftır ki yoluna çıkan her engelde suçladığı, küfürler savurduğu  bu Tanrı'ya onu gördüğü anda minnet duymaya başlamıştı. Tuhaftı insanoğlu ve bir sıralama yapılsa söz sahibi olabileceği bir yerde olurdu şimdi ki konumunun aksine. Adını bilmiyordu yada kokusunu. Sadece görüntüsü yetiyordu O dediğini sevmeye. Sapsarı saçları neredeyse ona bile güneşi sevdirecek yansımasıyla gününü aydınlatıyordu. Sevdiği tek aydınlık buydu. Hele ki gülümsemesi belki dağları yerinden oynatabilecek güce sahip olmasa da rahatlıkla onları saygıyla önünde eğdirebilirdi. Çok uzun sayılmazdı ama kısa da denemezdi onun için. Kendisi hariç kimsenin boyunu hiç anlamazdı zaten. Gözleri kahveye çalan bir renkti ama kahveye ait değildi. Gece yaşadığı hüznün sarhoşluğundan çıkmış hayatı yaşamanın tadına varıyormuş gibiydi gözleriyle ilk temas ettiğinden bu yana. Mavinin derinliğini ayrı bir seviyor, denizle ayrımını çok daha rahat yapıyordu. Hayatı siyah üstüne konuşlanmış birkaç beyaz ışıktan ibaret olan biri için bu yaşadığı, tarif edilemez duygular içeriyordu. Bu duygular içinde kendisiyle boğuşurken 'Bugün' dedi, "Bugün onunla tanışcam". Kendince kusursuz bir plan hazırladı. Gerekli olan her şeyi yanına aldıktan sonra yola koyuldu. 19:15 vapuruna yetişti, iskelenin pek de bir önemi yoktu aslında. O dediğini gördü vapurun ön tarafında. Denizcilik tabirlerine oldu olası aşina olamamıştı. Yaklaştı yanına gizlice, sigara içişini izledi kendini fark ettirmeden bir süre. Dalgalıydı deniz ve hırçınlığı üzerinde hissettiği dalgaların ıslaklığından anlaşılıyordu. Hafifçe sağa eğilmişti denizin üstünde giden bu demir yığını. Artık kız kulesi kadraja girmişti fotoğrafçılar için. "Şimdi" dedi, "Şimdi zamanı geldi." Yanına gitti ve ateş istedi sigarasını yakmak için, ilk nefesin ardından geri verirken çakmağı adını söyledi Deniz O'na. O da karşılık verdi. Cebinden çıkardığı 38 kalibre ile tek bir el ateş etti kulağının yanından Deniz. 28 yıldır beklediği bu an, bu kadar çabuk geçmişti. Ama olsun; Ölüm onun için daha mutlu olamazdı herhalde. Artık bütün kadraj sadece ölü yatan bedenine aitti. 

8 Aralık 2013 Pazar

Hani

"hiç, yoktan iyidir." E.Oğur

"üzerindeki ay ışığını kısa süreler için martı gölgeleri keser yalnızca, arada bir -o kadar."

"Kendi olarak, sana gelen-
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen-
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen-
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan- -
O, işte.."
Oruç Aruoba

Ceyl'an Ertem & Cihan Mürtezaoğlu - Sarı Söz

2 Aralık 2013 Pazartesi

İnsan Yükü Ağırdır Demiştin, Sen Benim Kanatlarımsın..

Babam ve Oğlum, Issız Adam, Dedemin İnsanları gibi filmleriyle büyük ilgi toplayan Çağan Irmak’ın, senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği ve eleştirmenlerden tam not alan “Tamam Mıyız?” vizyonda!



Hayatındaki seçimleri Temmuz’u babası ile karşı karşıya getirir, maddi hiçbir destek beklemeksizin kendi hayatını yaşamak isteyen ve evinden ayrılan Temmuz, ruhunu meslek olarak seçtiği heykeltıraşlıkla arındırır. Hayatını devam ettirmek için çocuk romanları için çizerlik yapan Temmuz’un hayatı, sevgilisinden aldığı bir e-mail ile allak bullak olur. Sevgilisi tarafından terk edildiğini öğrenen Temmuz aynı zamanda da işini kaybetmiştir .Hayatı ile yüzleşen Temmuz, dibe vurmuş, yaşama küsmüştür. İhsan ise, bedensel dezavantajı sebebiyle, hayatını annesine bağlı yaşamak zorunda genç bir adamdır.  Gerçekleştiremeyeceği hayallerinin yanı sıra annesinin sırtında bir yük olmaktan da mutsuz olan İhsan’ın kurtuluşu ile ilgili tek bir fikri vardır. Ta ki Temmuz’la karşılaşana dek.. Temmuz ve İhsan hayatlarının çöküşünde, dibe vurdukları bir anda karşılaşır ve bu karşılaşma Temmuz’u hayatı, sanatı, umudu yeniden tanıyacağı, İhsan’ı  ise hayata yeniden tutunacağı bir dostluğa, başlangıca sürükler. . Farklı iki yaşamın birleşmesine sebep olan bu tesadüfî buluşma Temmuz’u İstanbul’un hiç bilmediği bir köşesine ve hiç tanımadığı bir ailenin içine sokacaktır.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

24 Ekim 2013 Perşembe

Keşfet! - The Devlins



Waiting at the station,
Waiting for the right moves,
Waiting in the basement,
Waiting for the right cues,
Waiting in a daydream,
Waiting in the slipstream
Waiting...
Waiting in the right bars,
Waiting in the right shoes,
Waiting in a fast car,
Waiting in the airports,
Waiting for my airmiles,
Waiting in slow motion,
Coming through the turnstiles.
And if you ever change your mind,
You know i'm hard to find,
And if you ever need someone...
I'll still be waiting...
Waiting with the orphans, waiting for the bee stings, they tell me that success brings,
Waiting in the half light, waiting for your whole life,
Waiting for an ideal...a low deal...a no deal, to play your stereotype.
And if you ever find the time,
You know i'm not far behind,
And if you ever need someone...
I'll still be waiting...
Just waiting for a friend.
I say it's alright,
It's alright my friend...just waiting.


23 Ekim 2013 Çarşamba

Acıyor

Eylül toparlandı gitti işte 
Ekim filan da gider bu gidişle 



Mutsuzluktan söz etmek istiyorum 
dikey ve yatay mutsuzluktan 
mükemmel mutsuzluğundan insan soyunun 
sevgim acıyor 

Biz giz dolu bir şey yaşadık 
onlar da orada yaşadılar 
bir dağın çarpıklığını
bir sevinç sanarak 

En başta mutsuzluk elbet 
kasaba meyhanesi gibi 
kahkahası gün ışığına vurup da 
ötede beride yansımayan 
yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi 
öbürünün bir kadından aldığı verem 
bütün iş hanlarının tarihçesi 
bütün söz vermelerin tarihçesi 
sevgim acıyor 

Yazık sevgime diyor birisi 
güzel gözlü bir çocuğun bile 
o kadar korunmuş bir yazı yoktu 
ne denmelidir bilemiyorum 
sevgim acıyor 
gemiler gene gelip gidiyor 
dağlar kararıp aydınlanacaklar 
ve o kadar 

Tavrım bir şeyi bulup coşmaktır 
sonbahar geldi hüzün 
kış geldi kara hüzün 
ey en akıllı kişisi dünyanın 
bazan yaz ortasında gündüzün 
sevgim acıyor 
kimi sevsem 
kim beni sevse 

Eylül toparlandı gitti işte 
ekim filan da gider bu gidişle 
tarihe gömülen koca koca atlar 
tarihe gömülür o kadar


7 Ekim 2013 Pazartesi

Geceye Ait Şarkılar - 20




Günler gitgide kısalıyor, 
Yağmurlar başlamak üzre. 
Kapım ardına kadar açık bekledi seni. 
Niye böyle geç kaldın? 

Soframda yeşil biber, tuz, ekmek. 
Testimde sana sakladığım şarabı 
İçtim yarıya kadar bir başıma 
Seni bekleyerek. 
Niye böyle geç kaldın? 

Fakat işte ballı meyveler 
Dallarında olgun, diri duruyor. 
Koparılmadan düşeceklerdi toprağa 
Biraz daha gecikseydin eğer...




7 Eylül 2013 Cumartesi

Figan

"seni seven öldü,
gel."


Gelme. Gelemezsin. Gelmemelisin. 
Eklerimiz batsın. 

Gel.

Bu ülkede vapurlar insanlardan daha çok benziyor birbirine. Vapura bin de gel. 
Gel de karanlık yanlarımı katayım aydınlığına.

Mutlu olmak için ne kadar da çok bekledik. Bizim olayımız hiç bir zaman "mutlu olmak" değildi eyvallah ama bu kadarını da beklemiyordum.

Göz yaşını toprağa kat da gel.

"her başlangıçta yeni bir anlam vardır."

İnsan en çok da yaşayamadıklarına üzülüyor. Yaşayamadıklarımızdan yeni birer dünya kurduk kendimize. Ve bunun içinde dahi mutlu olamıyoruz.

Sen bu kadar mutsuzluğu bir arada gördün mü Alice? 

Gel, diyorum. Gel de karıştır şuraları, gürültü patırtı eksik olmasın, kat ortalığı birbirine.

Anlamlarınla , anlamsızlıklarınla gir hayatıma.

"Bu akşam anladım ki, 
bir insan diğer bir insana 
bazen hayata bağlandığından 
çok daha kuvvetli bağlarla 
sarılabilirmiş." 

Ertelediğim şeylerin çetelesini tutuyorum duvarımda. 
Duvarlar artık yetmiyor Alice. 

 "ölmeyince dert eksilmez"

Şimdi tren raylarını, uçsuz bucaksız ovaları, kır çiçeklerini, gecede parlayan sigara izmaritlerini, ayın karanlık tarafını, senin aydınlık yüzünü; kısacası gözümün önüne gelen belli belirsiz her şeyi düşünüyorum.

Sen hariç Alice.
Sen hariç.




Erkan Oğur / Yarim Senden Ayrılalı

27 Haziran 2013 Perşembe

Yokluk

"olduğu kadar güzeldik."

"Bir de yalnızlık var, onu da hesaba katmak lazım. İlk başlarda onsuzluk sanıyorsun bunu ama değil, basbayağı yalnızlık işte. Aynalarda kendini görmekten sıkılacak kadar yalnızlık, yatağa yattığında kendi kokunu duymaktan öğürecek kadar... Kimseyi istemiyorsun yanında, ama durup durup da yalnızlıktan şikayet edesin geliyor. Bir şeyden şikayet edebilmek için bile insan lazım. Öyle hileli bir şey bu. İstiyorsun ki hep senin terk edilişinden bahsetsinler, hep seni yalnız bırakana lanetler okusunlar topluca, 'Sen de ne çok severmişsin be kardeşim' desinler, "Hak etmiyor, kızgın alevlere gelsin inşallah; sen hiç üzme kendini!' deyip hep sırtını sıvazlasınlar. Olmuyor ama. Bir dinliyorlar, iki dinliyorlar. Sonra bir bakıyorsun, sen anlatırken onlar telefonlarıyla oynuyorlar, saatlerine bakıyorlar, sigara paketinin naylonundan çiçekler yapmaya uğraşıyorlar. Senin de içinden gelmiyor işte ondan sonra, kendi kendine kalıyorsun. 'Hay ben böyle aşkın ıstırabını!' deyip kalaylayamıyorsun çünkü, aşk da senin ıstırap da. Ondan sonrası aynada kendi yüzün, yatakta kendi kokun, evin içinde şikayet bile edemeyeceğin, kendi dağınıklığın."

Benim Adım Feridun
Olduğu Kadar Güzeldik, Mahir Ünsal Eriş, 2013, İletişim


Mabel Matiz / Aşk Yok Olmaktır
(Yıldız Tilbe cover)

20 Haziran 2013 Perşembe

June Grey

"gece leylak ve tomurcuk kokuyor."

krizantem serili sokaklarına memleketimin, 
alabildiğine özgürlük kokuyor.

Grup Yorum / Haziranda Ölmek Zor 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...